YENİ BİR UMUT YENİ BİR BAKIŞ AÇISI

HUZURSUZ BACAKLAR

OKAY SAĞTÜRK

Araştırmacı
RLS Tedavisinde Sağtürk Metodunun Mucidi
RLS Proje Başkanı
okaysagturk@gmail.com

Huzursuz Bacak Hastalığı deyince gözlerimin önüne anne - babası ölmüş bir yetim çocuk gelir. Çok uzak akrabalarının yanında, ne çocukluğunu, ne gençliğini bilemeyen, ezik, soluk, zayıf bir genç kız… Hergün sabaha kadar uyuyamadığı için gözleri, göğsü, akciğerleri uyku dolu bir kız, yapayalnız…

Huzursuz Bacak, diğer hastalıklara bakılırsa yanlış anlaşılmış, yapayalnız kalmış bir hastalıktır.

                           Okay Sağtürk

ÖFKELİ MUHALEFET


“Sana benim gibi düşün demiyorum. Sadece düşün diyorum.”

Augustus Desiré Waller /1856-1922) adında bir fizyolog St. Marius Tıp fakültesi Fizyoloji öğretim görevlisi olarak çalışıyordu. Ayrıca Londra’daki evinde bir laboratuvar kurmuş, çoluk çocuk herkes bu laboratuvarda deneyler yapıyordu. Ev halkı sanki bir yarış içindeydi.

İtalyan fizikçisi Carlo Matteucci (1811-1868) 1842’de hayvanlarda kalp atışı öncesi bir elektrik akımının doğduğunu ispat etmişti. Aslında hayvanlarda elektrik konusu çok eski idi. 5. Yüzyılda yaşamış olan Eustathius, Tiberus’un azat edilmiş kölesindeki gut hastalığının bir elektrik yılan balığı ile tedavi edildiğini yazmıştı.

İtalyan hekim Luigi Galvani (1737-1798) hayvan dokularında “hayvansal elektrik” adını verdiği bir tür elektrik bulunduğuna inanıyordu.

Carlo Matteucci hayvanların kalplerine teller sokarak ispatını gerçekleştirmişti. Merkezi Avrupa ve İngiltere’de bu akımların ölçülmesi, genç bilim adamları arasındaki en cazip araştırma konularından biriydi. Augutus Désiré Waller 1887’de teknisyeni Thomas Goswell ile birlikte vücut dışına yerleştirdiği sensörleri kullanırlardı. İlk ölçümü yaptı. O sırada daha 31 yaşındaydı.

Augustus Desiré Waller 35 yaşında Kraliyet Bilim Akademisi’ne (The Royal Society) babası gibi en genç üye olarak seçildi. The Royal Society, Görünmeyen Kolej ( The Invisible College) adı altında seçilmiş bilim adamları, yüksek din görevlileri, hekimler, mimar ve iş adamlarının bir topluluğu idi. 1662 yılında özerklik kazanmıştı. The Royal Society’nin parolası “Nullius in Verba” yani “Kimsenin Sözüne güvenme, Kendin Araştır” idi. “Her ne söyleniyorsa, her nerede deney yapılmışsa, kendin yeniden yap” idi. Bir İngiliz Kraliyet Akademisi Üyesinin sorumluluğunda, kendisinin laboratuvarında 1887’de yaptığı deneyi Akademi’de de yapmaya karar verdi. Aradan 22 yıl geçmişti. 53 yaşına gelmişti. 18 yıldır Royal Society üyesiydi.

Bir ilkbahar günü 12 Mayıs’ta 1909 yılında Burlington House’da deneyin demonstrasyonuna başladı. Dr Waller’ın çok sevdiği ve yanından bir türlü ayırmadığı Jimmy adında siyah-beyazlı bir köpeği vardı. Jimmy bir Buldog’du. Okuyucular bilir Buldog’lar yüzleri gülmeyen çok ciddi bakışlı köpeklerdir. Deney sonrası olaylarda Jimmy’nin bu asık suratının etkisi olabilir. Bazı muzip yazarlar Dr. Waller’ın deneyini “Jimmy Deneyi” diye adlandırarak mizah konusu yapmışlardır.

Deney sevgili Jimmy’nin yardımı ile gerçekleştirilir. Jimmy’nin iki sol ayağı tuzlu su kabındadır. Dr. Waller yeterli elektrik pulsu almak için Jimmy’nin ayağına tuzlu su dökmektedir. Ve Waller’in basitçe yaptığı kayıt cihazında köpeğin kalp atışları görülmektedir.

Bu büyük icat ve bu büyük deneyden bir gün sonra, günümüzde de yayınlanmaya devam eden dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Lancet’te şiddetli protesto yazıları yayınlanır. Dr Augustus Désiré Waller “Zavallı bir Buldog’a elektrik işkencesi yapmıştır. Köpeğin boynunda çivilerle dolu bir tasma vardı. Zavallı köpek boynuna saplanan çivilerden son derece rahatsızdı” ithamıyla karşılaşıyordu. Bir başka protesto bildirgesinde olayın “Hayvanlara kötü davranma İlkesine “Cruelty to Animals Act of 1876” aykırı olarak, deneyin vicdanları sızlattığı anlatılıyordu.

Deneye ve Dr. Waller’a yapılan protestolar ağır hakaretlere dönüşmüştü. Jimmy’ye elektrik verilmemişti. Kalp elektriği dışarıdan belirtilmeye çalışılmıştı. Ayaklarındaki tuzlu su devreyi tamamlamak içindi ve boynundaki deri halkanın üzerinde görünen pirinç kabaralar tasmanın üzerindeki süslerdi..

İngiliz Hekim, Fizyolog William Harvey, 72 sayfalık “Canlılarda Kalbin ve Kanın Hareketi üzerine Anatomi İncelemesi’ni” (Exercitatio Anatomica de motu Cordis et Sanguinis in Animalibus) yazıp dolaşımla ilgili yanlış ilacın son halkasını koyduğu zamanda “İnsan kutsal bir varlıktır. Onu emme basma tulumba olarak görmek insan kutsiyetine, insanlığa yapılmış en büyük hakarettir” şeklinde protestolarıyla karşılaştı.

Ne tuhaftır yeni bir buluş yapıldığı, bir gerçek yeni açıklandığı zaman her nedense organize olmuş öfkeli muhalefetle karşılanıyor.

Dünyadaki var olan olayların doğa kanunlarıyla açıklanması, insanlığın dinlenmeye doğru yolculuğu, çaresizliğe karşı koyuşu, bu yetersiz, niteliksiz kadrolarla maalesef engelleniyor.

Önyargı (Peşin Hüküm) geçmişin özetidir. Gelecekten izler taşımaz. Biz geçmişi kaldığı yerde bırakıp geleceğin ışıklarına koşmaliyız.

Kendini fedakarca bilinmeyen geleceğin ışıklarına bırakılmış bilim insanlarına ben de gelecekten turkuvaz renkli bir Çerenkov ışığı gönderiyorum. “restlesslegs.gen.tr” ye bir bakın istersiniz...

  MAKALELER

 LÜTFEN ÖLMEYİN!

 

Belediyenin, kilisenin duvarlarına koca koca afişler asılmıştı. Sivil Savunma Teşkilatının görevlileri, mahalli polisler, evleri teker teker dolaşıyor, herkese bilgi veriyordu. Hastanelerin personeli, öğretmenler talimat broşürlerini dağıtıyor, bütün bunlar yetmezmiş gibi, sokak aralarında dolaşan megafonlu arabalar uyarıları bıkmadan tekrarlıyorlardı.

Binlerce kilometre uzaklıkta okyanusta, kilometrelerce derinlikte, şiddetli bir deprem olmuştu. Tsunaminin dev dalgalarının 5-6 saat sonra gelmesi bekleniyordu. Onun için okyanus kıyısına yakın oturanların evlerini boşaltıp, yükseklere çekilmesi isteniyordu. Kriz görevlileri dalgaların evlerin boylarını aşabilecek yükseklikte olabileceğini, daha düşük dalgalara da güvenmemek gerektiğini, onların büyük kinetik enerji taşıdığını söylüyorlardı.

İnsanlar panik içinde yukarılara çekildiler. Bazıları bu olağanüstü, hayatlarında  bir kere görebilecekleri olayı seyretmek için, kendilerini emniyetli bir uzaklığa çektiler. Sivil savunma görevlileri de oradaydılar. Vakit geldi, sular kabardı. O da ne, gelen dalga bütün sahil boyunca ancak bir metre kadardı. Korkulan olmamıştı. Boşuna endişe etmişlerdi. Deniz boşluk bırakarak birkaç yüz metre açığa çekildi. Asfaltın üzeri, sıçrayan, oynaşan orkinoslar, kılıç balıkları, binlerce balıkla doluydu. Önce çocuklar, sonra ana-babaları, halk çığlıklar atarak balıklara koştular, toplamak için. İşte o zaman gök yarılırcasına bir sesle, dev bir dalga geldi. Sanki bir su duvarı. Hepsini aldı, çekti. Karanlık derinliklere ölüme götürdü. Bu olay gerçektir. Tarihe geçmiştir. “Lütfen Ölmeyin” diye yalvaran görevlilerin çoğu Amerika’nın Pasifik sahillerinde halen yaşamaktadır.

* * *

Ben şimdi gece karanlık odalardaki tsunamiden söz etmek istiyorum:

LÜTFEN ÖLMEYİN!

İzmir’in ilçelerinden birinde görev yapan bir astsubay tanıdığım, “Ben” dedi,   “  www.restlesslegs.gen.tr " sitesine girip, gerçeği öğreninceye kadar, bendeki rahatsızlığın tehlikeli bir hastalık olduğunu bilmiyordum. Bu rahatsızlık haftada birkaç defa tutuyor. Ağrı yok. Bacaklarda izah edemediğim bir kıpraşma, karşı konulmaz bir oynatma, bir yürüme isteği bende 11 yıldır var. Askeri sicilime kötü etki eder korkusuyla muayeneye gitmeye çekindim. Tanıdığım doktorlara, bir başkasında varmış gibi sorduğumda, kalp damar cerrahisine, ortopediye, romatolojiye, nörolojiye, her biri birbirinden farklı doktorlara gitmem gerektiğini söylediler. Ben de haftada bir-iki kez yokladığı için , kah sıcak su uygulamaları, kah yataktan kalkıp yerinde hızlı hızlı koşar gibi yaparak atlatmaya çalışıyordum. Gene de o günleri uyku tutmuyordu. Bir-iki ay önce arkadaşım bu siteyi tavsiye etti. Meğerse  ben dünyada çok yaygın olmasına rağmen hemen hemen hiç bilinmeyen Huzursuz Bacak Sendromu hastasıymışım!”

Çoğu insan en yakınlarına bile bu hastalığı izah edemez. Hasta, bir doktordan diğerine paslanır. O sürede ağrı kesici ilaçlar, kas gevşeticileri, anestetik merhemler, merkezi sinir sistemini etkileyen ilaçlar, trankilizanlar, sedatifler, hipnotikler, psikoaktif ilaçlar, uyuşturucular gibi ilaçların yanında gama aminobütirik asit gibi 20’yi aşkın cins ilaçla depremler geçirir. Uyku laboratuvarlarında yatar. En sonunda hastanın yolu bu hastalığı biraz incelemiş bir doktora düşer ve ondan sonra...

Huzursuz Bacak Hastalığının tehlikesi, hastalık yeterince sansasyonel olmadığı için, hastalar, yakınları ve yayınları takip etmeyen tıp mensupları tarafından bilinmemektedir. Hastalığa genellikle hayat kalitesini olumsuz etkileyen bir sendrom ( Yunanca: birlikte koşmak anlamına gelir), sebebi açıklanamayan belirtilerin toplamı olarak tanımlanmaktadır. Oysa tehlike çok daha derindedir. (1) Kabul görmüş en son araştırmalara göre Huzursuz Bacak Hastalığı bir başka hastalığın belirtisi olabilir. (2) Yine birçok araştırmadan çıkan trajik sonuç şudur: Huzursuz Bacak Hastalığı böbrek hastalarında , Kardiyovasküler kalp-damar hastalarında, kalp-akciğer hastalıklarında ölüm riskini büyük oranda arttırmaktadır. Hastalığı oyalayan Parkinson ilaçlarının, ilaç firmalarının kendi prospektüslerini  bir kere okumak, ilaçların yan tesirleri hakkında yeterli bilgi verecektir. Bu ilaçların prospektüslerinde yazılmayan Eugmentation( Hastalığın artarak devam etmesi) faktörü vardır.

Hemen herkesin duyduğu, bildiği Parkinson hastalığının toplumda görülme oranı  100.000 deki sayılar içinde  oranlanmaktadır. Yüzbinlerde 30, yüzbinlerde 300 gibi. Oysa Huzursuz Bacak Hastalığı www.restlesslegs.gen.tr sitesinde de yazıldığı gibi toplumda yüzde 7 ile yüzde 10, hatta bazı yayınlarda yüzde 14 oranlardadır. Her yıl bu oranlara hamileler, çocuklar, yaşlılar artarak katılmaktadır.

Modern tıp, hastalığı örten, hastayı aldatan dopaminerjik Parkinson ilaçlarından artarak kaçınmaya başlamıştır. Beyinde dopamin eksikliği yerine demir, B 12 vitamini, glutamat eksiklikleri araştırılmaktadır. Şu anda bütün yabancı bilimsel ve resmi yayınlarda bu hastalığın iyileştirilemediği anlatılmaktadır.  Bu ümidi zedeleyen çaresiz anlatımların yanında sadece tehlikeyi anlatan değil, ışığı çareyi de getiren bir metot vardır.

Eğer hasta ya da yakınıysanız www.restlesslegs.gen.tr yi okuyun lütfen.

KRONİK AĞRININ KENDİSİ ÖNEMLİ BİR HASTALIKTIR
 
ÖZET

Kısa süreli birden başlayan AKUT AĞRI vücuttaki bir rahatsızlığın belirleyicisi olabilir. Ama sürüp gelen KRONİK AĞRI’nın kendisi bir hastalıktır. Mutlak tedavi edilmesi gerekir.
Kronik ağrı merkezi sinir sisteminde , beyinde bozulmalara yol açar. Beyin omurilik sıvısının yapısında değişiklikler olur. Kişi ağrıya karşı daha dayanıksız hale gelir. Vücutta yapım ile yıkımın hızlarında dengesizlik meydana gelir. Katabolizma (yıkım) hızlanır. Yaralar geç iyileşir. Kaslarda güçsüzlük olur. Kişi bitkinleşir ve bu durum sürer. Ağrıyan bacak ya da kolları daha az hareket ettiği için damarların pıhtı ile tıkanma tehlikesi doğar. Göğüs ağrılarında, kaburgalar arası nevraljiler yüzünden kişi derin soluma yapamaz. Vücut yeterli oksijen almaktan alıkonulmuş olur. Vücutta tuz birikimi yüzünden ödemler oluşur. Kronik ağrı sindirim sistemini, bağırsakları etkilediği için abdest düzeni diyare ve peklik olarak bozulur. Bağırsakların emme fonksiyonundaki yetersizlik yüzünden kronik ağrı hastası kullandığı ilaçlardan bir fayda temin edemez.
Sürekli ağrı çeken kimsenin hayat kalitesi bozulduğu için depresyonun kucağına düşer. Musallat fikirler, uykusuzluk onu ümitsizlik ve hatta intihar düşüncelerine götürebilir. Sürüp gelen ağrı bağışıklık sistemini altüst ettiği için insan dıştan ve içten gelen saldırılar karşısında savunmasız kalır ve hayata yenik düşer.
 
Özetle hiç kimsenin kronik ağrıya katlanmaya hakkı yoktur. Huzursuz Bacak Sendromunda bazı hastalar kronik ağrı çekerler. Huzursuz Bacak Hastalığını çekmek bir risktir. Buna kronik ağrının eklenmesi tehlikeyi defalarca katlamaktadır. Onun için Huzursuz Bacak Hastalarının, kökten kalıcı, kesin tedavisi gerekir. Tekrar tekrar söylemek gerekirse; hastalar hastalıklarına karşı bilgisiz kalmamalı, bu bilgi çağında kendilerine uygulanan yöntemleri araştırmalı, kesin bir kanaate ulaşmalıdır. Çünkü can onlardan alınıp yok olmaktadır.
 
MAKALE
 
KRONİK AĞRI
 
Yüzeysel bir yaklaşımla 9 önemli noktada müzmin ağrının insan vücuduna verdiği zararlar incelenebilir.
Beyinde sinir sisteminin çevresel değişikliklere ve hasarlanmaya karşı nörofiziksel ve nörokimyasal uyumunda “Nöralplastisite” sinde bozulma olur. Örneğin kronik ağrı çekenler başkalarıyla iletişime geçerken basit kararlarda bile zorluk çekerler. Kronik ağrı beyindeki gri maddeye ve beyaz maddeye ayrı nitelikte zararlar verir. Beynin bazı bölgeleri daha az kullanılır hale geldiği için birçok beyin hücresi Atrofi’ye (körelmeye) uğrar. Beyin hacmi küçülür. Bazı yazarlar %11’e yakın küçülmelerden söz etmektedir. Gri maddede ise aşırı yüklenme yüzünden  aşırı tahribat olur. Bazı hücreler daha olgunlaşmadan ölürler.
Boyun omurilik sıvısının  kimyasında değişiklik meydana gelir. Bunun sonuçlarından  biri ağrı eşiğinin düşmesi, yani hafif uyaranların bile kolayca ağrı meydana getirmesi, ağrı hassasiyetinin artmasıdır. BOS (Boyun Omurilik Sıvısı) beyini dış darbelerden kafatası içinde korur. Beyin bu sıvı içinde yüzer. Beynin havadaki ağırlığı ortalama 1500 gram olduğu halde, beyin omurilik sıvısında 50 gram kadardır. Ayrıca beyin Omurilik Sıvısı Merkezi Sinir Sisteminde beslenmeyi, zararlı atıkların uzaklaştırılmasını, Hipotalamus’taki salgılanan hormonların hipofize ulaşmalarını sağlar. Burada dikkati çeken husus şudur; BOS Beyin Omurilik Sıvısı günde sürekli değişim gösterir, salgılanır, emilir. 150 ml’lik sıvı günde 3-4 kez oluştuğu için 500 ml’yi bulur. İnsan vücudunda durmadan yenilenme gereği oluşan bir sıvıda KRONİK AĞRI sebebi ile sıvının kimyası değişmektedir. Büyük bir ihtimalle sadece ağrı eşiği düşmemektedir . BOS kimyasının değişmesi, beyindeki hormon akışında da aksamalar meydana getirebilecektir.
KRONİK AĞRI katabolizmayı yıkımı hızlandırır. Anabolizma (yapım) ile Katabolizma (yıkım) arasında olması gerektiğinden fazla olan hız farkları sonucu yara iyileşmesi gecikir, kasların yıkımı artar ve vücutta genel bir güçsüzlük oluşur.
Süregelen müzmin ağrı çeken bir kişi hareketlerini kısıtlar. Örneğin diz ağrısı çeken bir kişi yürümekten, çömelip kalkmaktan, bacaklarını hareket ettirmekten sakınır. Bu tip bir sakınma da kollardaki ağrılar için söz konusudur. Bu yüzden damara tutunmuş pıhtı parçalarının, kan dolaşımı ile sürüklenerek başka bir bölgedeki damarı tıkaması riski artar. Beyin, kalp, akciğer damarlarındaki tıkanmalar insanlar için çok büyük risk taşırlar. Uzun uçak yolculuklarında yolculara sık periyotlarla uçağın içinde bir miktar yürümesi tavsiye edilir. Vücut için kısa süreli bir hareketsizliğin bile sakıncalarının olabileceğinin bir göstergesidir bu!
Göğüs bölgesinde ağrı çekenler nefes almayı derinleştiremezler. Nefesin yüzeyselleşmesi yüzünden vücudun ihtiyacı karşılanamaz. Bu durum bütün bir metabolizmayı yıkıma yaklaştırır. İnsanların büyük bir çoğunluğu, eğitimsizlik yüzünden yeterli oksijen alamazlar. Özellikle de göğüs bölgesindeki ağrılarda, sadece hayatiyetlerini sürdürecek kadar, sanki biyolojik hayata düşmüşçesine nefes alarak ömürlerini kısaltırlar.
Sürüp giden ağrıda  tabii olarak stres hormonları salgılanır. Stres hormonlarının aşırı salgılanması sodyum fazlalığına ve bunun sonucu su tutulumuna sebep olur. Bu ödem demektir.
KRONİK AĞRI’da sindirim sisteminde fonksiyon bozukluğu oluşur. Bağırsaklarda emilim yetersiz hale gelir. İlaçların emilimi bozulur. İlaçlardan yeterli fayda temin edilemez.
Tekrarlayan, bir türlü geçmeyen ağrı sonucu, onarıcı (restore edici) uykuya dalınamaz. Süregelen uykusuzluk depresyonu, musallat fikirleri, ümitsizliği getirir. İnsanın kendine yardım etme gücü ortadan kalkar, intihar düşünceleri bile belirebilir.
KRONİK AĞRI bağışıklık sistemini çökertmeye başlar. NK (Natural Killer-Doğal Öldürücü Hücreler) azalmaya başlar, ki bu hücreler tümör hücrelerini, virüslerle enfekte olmuş hücreleri, bakterileri ve parazitleri yok ederler. Ayrıca Lenfositlerin sürüp giden ağrıda azalmalarından da söz etmek gerekir. Bazı Lenfositler dokularla kan arasında devriye gezip, özellikle T Lenfositleri hayatı tehdit eden mikroorganizmaları, vücuda yabancı bütün yapıları yok etmek için bekler. Vücudun değişime uğramış, kanserleşmiş ya da virüse bulaşarak başkalaşmış hücrelerine saldırırlar. KRONİK AĞRI süresince vücudu savunan bu askerlerin sayısında da azalmalar olabilir.
KRONİK AĞRI hayattan yaşamaktan uzaklaştırır insanı. Ölüme yaklaştırır. Huzursuz Bacak Hastalarının bir bölümü kronik ağrı çekerler. Bu yüzden de HBS (Huzursuz Bacak Sendromunun) mutlaka kökten, kalıcı tedavisinin yapılması gerekir.
MAKALELER OKAY SAĞTÜRK TARAFINDAN YAZILMIŞTIR